Erman Kunter: Siz Hiç Cholet Belediyespor’u Duydunuz Mu?

Türk basketbolunun efsane isimlerinden Erman Kunter önemli bir yazı daha kaleme aldı.

Kunter’in ”Cholet Belediyespor!” yazısı şöyle:

Siz hiç Berlin Belediyespor, Paris Belediyesi İhtisas Kulübü ya da Londra Belediye Gücü diye bir kulüp duydunuz mu? Duyamazsınız çünkü yok! Fakat Türkiye liglerinde mücadele eden futbol, basketbol, voleybol, hentbol takımlarının adında “belediye” veya “büyükşehir belediyesi” sözcüklerini görünce yadırgamıyoruz nedense. Anormal olan, süreç içinde normalleşti; geldi hayatımızın orta yerine oturdu. Çoğu konuda olduğu gibi, bunda da dünyada tekiz.

Aslında ülkemizde yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluklarını belirleyen yasalar ile Avrupa’dakiler büyük ölçüde paralel. Fransa’da 15 yıldan fazla çalışmış biri olarak, orada da belediyelerin spora kaynak aktardığını söyleyebilirim. Zaten yasa gereği bütçelerinden belirli bir dilimi spora ayırmak, tesis yapmak, bu tesisleri kulüplere uygun koşullarda kullandırmakla yükümlüler.

Ancak bizde, uygulamaya geçildiğinde olayın boyutu değişiyor. Yerel yönetimler kulüpleşme yolunu seçiyor. Kamu kaynaklarıyla takımlar kuruluyor. Sorunlar burada başlıyor. Belediyenin elindeki olanaklarla rekabet etmesi imkânsız olan küçük kulüpler birer birer kaybolup gidiyor. Örneğin, Almanya’da 400 kişiye bir kulüp düşerken, bizde bu sayı 10 bine yakın.

Batı Avrupa ülkelerinde spor salonlarının yüzde 75-80’i yerel yönetimlere ait. Tüm bakım masrafları belediyelerce karşılanan ve kulüplere makul bedelle kiralanan tesislerde yüzlerce, binlerce genç spor yapma olanağı bulur. Kulüplere uygulanan sübvansiyon, çeşitli kriterlere göre zaman içinde artarak devam eder. Ancak maddi desteğin doğru kullanılıp kullanılmadığını denetlemek, yine yerel yönetimin görevidir. Bazı belediyeler, yaptıkları yardımın yüzde 25-30’unun altyapıda kullanılmasını şart koşar.

Örneği, uzun süre yaşadığım Cholet’den vereyim: 55 bin nüfuslu kenti ligde temsil eden basketbol kulübüne, belediyenin her yıl 1.2 milyon Avro civarında bir desteği vardır. Kulüp bunun en az 300 bin Avro’sunu altyapıda kullanmak ve tabii harcamaları belgeleriyle göstermek durumundadır. Mütevazı bir organizasyon olan Cholet’nin son on yılda yetiştirdiği bazı oyuncuları sıralayalım: Nando de Colo, Rodrigue Beaubois, Rudy Gobert, Kevin Seraphin, Fabien Causeur. Hepsi iyi tanıdığımız, kimi ülkemizde oynamış, kimi NBA’da yıldız statüsüne erişmiş isimler. Asıl söylemek istediğim, belediyelerin kulüp kurmak yerine varolan kulüplere vereceği akılcı desteğin ve iyi denetlenen bir yapının ne kadar üretken olabildiği. Ciddi bir spor politikasına ihtiyacımız var. Ne yazık ki, politize olmuş sporun peşinden koşmakla zaman kaybediyoruz.

Erman Kunter / Cumhuriyet

One thought on “Erman Kunter: Siz Hiç Cholet Belediyespor’u Duydunuz Mu?

  1. Sayın Admin,
    2016 yılında kaleme aldığımız bu yazıyı ya yayınlamanızı umarız.
    Büyük benzerlik taşıyor bu yazıyla.
    ·
    Siz hiç “Los Angeles Su Kanalizasyon İşleri Spor” diye bir takım duydunuz mu?
    Ya da “Limoges Belediye Spor”? Peki ya “İspanya Maliye Bakanlığı Spor”? “Oxford Üniversitesi Spor”?
    Duyamazsınız. Çünkü yok. Aylardır aradık, taradık. Dünyada Türkiye’dekine benzer takım isimleri bulamadık.
    Çünkü spor, sabah sekizde işe gelip, akşam beşte işten çıkan, hafta sonları tatil yapan devlet memuru zihniyetiyle yürütülebilecek bir disiplin değildir. Dinamizm ister. Uzmanlık ister.
    TBF’nin açıklanan 182 kişilik delege yapısında, delegelerin %39’u doğrudan hükümete bağlı devlet ya da belediye takım temsilcileridir. Delegelerin %41’i ise, İddaa ve Digitürk gibi kurumlar aracılığıyla dolaylı yoldan hükümete bağımlıdır. Delegelerin sadece %20’si bağımsız hüviyette görünmekle birlikte, tarafımızca bağımsız olarak tanımlanan delegelerin %65’i hükümet dışı belediyelerin takımlarının temsilcileridir. Yani bugün bağımsız olmalarına karşın, günü geldiğinde onlar da hükümetin temsilcileri olacaklardır. “Tam bağımsız” şeklinde nitelenebilecek delegelerin oranı, toplamın sadece %7 oranında kalmaktadır.
    Bu şartlar altında bağımsız ve adil bir seçimden ne kadar bahsedilebileceği sorusunun yanıtını basketbol kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Spor kulüpleri ve federasyonları –sözde değil, özde- bağımsız olmalıdırlar. Basketbolda zemin serttir. “Liyakat” aranmadan siyasi tercihi, dayısı ya da dirsek teması sayesinde bir yerlere gelinirse, sert zemin kendisini hemen gösterecektir. Göstermiştir.
    Bizler, Basketbol Taban Hareketi olarak, efsanemiz “Pegasus” Harun Erdenay’a üzülüyoruz. Daha 15 ay önce kendisine oy verip, şu anda arkasında durmayan, duramayan seçmenlerini ayıplıyoruz.
    Bizler uyarmıştık. “En tepeye daha yakın görünmeye çalışarak aday olunmaz” demiştik. Seçimden haftalar öncesinden başlayarak “Yönetim kurulunuzda kimler var?” diye sormuştuk. “Özgeçmişleri nedir? Plan/projeleriniz nelerdir” diye sormuştuk. Cevap alamamıştık! Ne yazık ki bir buçuk yıl önce Basketbol Federasyonu yönetiminde olacağını seçim sabahı öğrenen dahi oldu!
    “CEO diye nevi şahsına münhasır bir pozisyon olur mu?” diye sormuştuk.
    Dinletemedik. Harun Erdenay efsanesine dinletemedik. 15 aylık federasyon başkanlığı görevi için, 30 yıllık Harun Erdenay efsanesini çöpe atmayı tercih etti.
    Giderayak, bir skandala daha imza attı. “Seçilecek başkan Hidayet Türkoğlu’nu destekliyorum” şeklinde bir beyanat. Nasıl bunu dersin Harun? Daha seçim oldu mu? Başka bir aday çıkma ihtimali hiç mi yok? Sandığa, demokrasiye, Milli İradeye saygın nerede? Adeta seçime gerek duyulmaksızın atanan ismi açıklıyor! Basketbol camiası bunu hak etmiyor! Hem neden hala, o kadar süren başkanlık deneyiminden sonra “Ben” kelimesini kullanırsın? Senin ekibin, yönetim kurulun, dava arkadaşların yok muydu? Onların fikirleri farklı mıdır? Mevcut federasyon yönetimindeki diğer çalışma arkadaşları da seçime gerek olmadığını ve seçilecek yeni başkanın belli olduğunu mu düşünüyorlar acaba?
    26 Ekim’de, ne yazık ki, Harun Erdenay efsanesinin yaptığı hataları Hidayet Türkoğlu efsanesinin yaptığına tanık olacağız. Hidayet Türkoğlu en tepeye olan yakınlığı sayesinde ortaya çıktı. Tek başına ortaya çıktı. İdealleri, plan ve projeleri nedir bilmiyoruz. Ekibinde kimler var bilmiyoruz. Muhtemelen yine seçimlerin başlayacağı ana kadar birkaç isim dışında bilemeyeceğiz. 26 Ekim’de Türk Basketbolunun gelecek 4 yılı için 15 dakikalık bir konuşma yapacak. Türk Basketbolunun anlı şanlı insanları bu 15 dakikalık konuşmadan tatmin olacaklar ve kim olduğunu bile bilmedikleri insanların olduğu listeyi oylayacaklar. Hidayet Türkoğlu da başkan seçildiğini zannederek tebrikleri kabul edecek. 4 yıl içerisinde belki onun da üstüne tepeden CEO getirilecek, 4 yıl sonra belki ona da “çekil kenara” denecek, yerine gelecek başkanı daha seçim bile yapılmadan tebrik etmek zorunda kalacak. Bizler, “Basketbol Taban Hareketi” olarak her şeyden önce ortaya ideallerimizi koyduk. Arkasından bu ideallerimize göre yılların birikimiyle süzülen plan ve projelerimizi sunduk. Bu plan ve projeleri yürütecek ekibimizi oluşturduk. Kimseyle yönetim kurulu üyeliği pazarlığı yapmadık. Kimsenin oyuncağı olarak oy almaya çalışmadık. Basketbol federasyonunun daha demokratik bir secim ortamını hak ettiğini söyleyerek sesimizi tabandan başlayarak herkese duyurmak istedik.
    “Basketbol Taban Hareketi” olarak oyuncuların, antrenörlerin, hakemlerin, spor yazarlarının, idarecilerin sesi olmaya çalıştık.
    “Basketbol Tepe Hareketi” olmadık. Olmayacağız.
    İdeallerimiz, plan ve projelerimiz baki kalmak üzere, 26 Ekim tarihinde gerçekleştirilecek güya seçimlere katılmayacağımızı Yüce Basketbol Camiamıza bildiririz. Türkiye Basketbol Federasyonu başkanı ve yönetiminin sözde değil, gerçekten demokratik bir şekilde seçileceğine inandığımız gün yeniden aday olma hedefimizle, her durum ve şartta “seçilecek” yönetim kurulunun icraatlarının takipçisi olacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.