İsmet Akpınar: Mesut Özil’le Kaderimiz Biraz Benziyor

Basketbol Süper Ligi‘nde Bahçeşehir Koleji forması giyen ve gösterdiği performansla öne çıkan oyuncular arasında yer alan 1995 doğumlu guard İsmet Akpınar‘la özel bir röportaj yaptık.

Alba Berlin’de başlayan Almanya kariyerinde özellikle Ratiopharm Ulm formasıyla çıkış yakalayan ve daha sonra ülkemizde ilk olarak Beşiktaş forması giyen İsmet Akpınar, BSL’de gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çekmişti. Pandemi sürecinde kısa süre Bayern Münih forması giydikten sonra bu yaz Bahçeşehir formasıyla lige dönüş yapan 1995 doğumlu oyuncu, sezon içinde yine bireysel olarak çok özel performansların altına imza attı.

Her iki guard pozisyonunda oynama becerisi, oyunu kurmanın yanı sıra şutör özellikleriyle de farklı bir tarzı olan İsmet Akpınar, hem kariyer gelişimi hem de hedefleriyle ilgili birçok sorumuza cevap verdi.

– Kendi şutumu yaratmayı seviyorum

Her iki pozisyonda da verimli bir performans ortaya koyan İsmet’e illa bir tercih yapacak olsa hangi pozisyonu seçeceğini sorduğumuzda, ”Aslında 1 numarada oynamayı daha çok tercih ediyorum. Eğer bir maçta 20 dakika süre alıyorsam, bunun 15 dakikasında 1 numara, 5 dakikasında da 2 numara oynamak isterim. İki pozisyonda da oynamayı çok seviyorum. Ama illa bir pozisyon seçecek olursam oyun kurucu pozisyonunu tercih ederim.” cevabını verdi.

Kendi şutunu yaratabilen bunun yanı sıra hazırlanan setler üzerinden de başarılı bir grafiği olan İsmet, ”Top elimde olduğunda ikili oyun sonrası ya da hızlı hücumlarda kendi şutumu yaratarak ritme giriyorum. Bu opsiyonu daha fazla seçiyorum ama tabii çok iyi bir set hazırlanmışsa genelde en güzel şutlar da bunlar oluyor. Elbette kendi şutumu yaratmayı da çok seviyorum.” dedi.

Değişen basketbol düzeninin kendisine avantaj sağladığı konusuna katılan 95 doğumlu oyuncu, ”Bundan 10 yıl öncesine göre basketbol çok değişti. Eskiden oyun kurucular sadece oyunu kurmakla görevliydi. Topu rakip sahaya getirip, zaman zaman ikili oyunlar ve tamamen pasa dayalı bir sistemde oynuyorlardı. Artık bu yavaş yavaş değişti. Oyun kurucuların da atması ve şut anlamında bir şeyler yaratması bekleniyor. Bu tarz oyunu ben de çok seviyorum ve bu benim için de bir avantaj.” ifadelerini kullandı.

– Savunmamı geliştirmem benim için artı oldu

Sasa Obradovic’in kariyerine çok büyük bir etkisi olduğunu anlatan İsmet Akpınar, çalıştığı her koçtan bir şeyler öğrendiğini vurguladı ve konuyla ilgili sorularımıza şu cevapları verdi:

”Profesyonel olarak kariyerime Alba Berlin’de başlamıştım. Orada Sasa Obradovic’le çalıştım ve kendisi savunmayı çok önemsiyordu. Gençlik zamanlarımda da hücumda iyi bir atıcıydım ama savunmayı pek önemsemiyordum. Sadece hücumu düşünüyordum. Obradovic bana, ‘İsmet, sen bu takımda oynamak istiyorsan savunma yapmak zorundasın. Daha 18 yaşındasın ve biz de atıcı var. Böyle oynayamazsın, sen önce adamının önünde dur, savunmada enerji ver, ben o zaman seni sahaya sürerim’ demişti. İlk başlarda benim için zordu ama zamanla çok çalışarak savunmamı da geliştirdim. Boş şutları zaten atıyordum, hücumda bir şeyler yapıyordum ve artık savunmamı da geliştirmiştim. Bu da benim için bir artı oluşturdu.”

”Her koçtan bir şeyler öğreniyorsun. Bu seviyelerde zaten kötü koç olduğunu düşünmüyorum. Sasa Obradovic benim ilk koçumdu. Üç sene Alba Berlin’de çalıştık. 2 sene Eurocup, 1 sene Euroleague oynadım onunla. O bana çok şey kattı. Kendisi de zaten geçmişte çok iyi bir oyuncuydu. 1, 2, 3 hemen hemen her pozisyonda oynayabiliyordu. Çok iyi bir koçtu bence ve bana gerçekten çok şeyler kattı.”

”Dusko Ivanovic’le sadece yarım sezon çalışabildik. O sezon da pek istediğimiz gibi geçmedi. O dönemde sahaya pek istediklerimi yansıtamadım. Daha sonra Burak Bıyıktay göreve geldi. Onunla birlikte tekrar bir çıkış yakaladık ve ben de neler yapabileceğimi gösterebildim. Çok zor bir süreç geçmişti. Tabii ki Dusko çok iyi bir koç, fiziksel basketbolu çok önemsiyor. Onun da bana kattığı şeyler oldu. Zaten agresif ve ikili oyunlara dayalı bir felsefesi vardı. Yarım sezon da olsa bana artı şeyler kattı diyebilirim.”

– Euroleague oyuncusu olmak istiyorum

Bahçeşehir’de bu sezon takım olarak istedikleri yerde olamadıklarını belirten İsmet, hem sezonu değerlendirdi hem de kariyer hedeflerini şu sözlerle anlattı:

”Çok iddialı bir kadro kurduk ama çok inişli çıkışlı bir performans gösterdik. Dediğin gibi bu biraz hayal kırıklığı yarattı. Dışardan bakıldığında bence kadromuz çok iyi ve normalde bu kadroyla ilk 5 içinde olmamız gerekirdi. Tabii bu ister istemez oyuncuları etkiliyor. İnişli çıkışlı performanslar sonrası roller değişebiliyor. Sezon içinde değişimler oldu, bunlar basketbolda kolay şeyler değil. Yine de daha çok maçımız var ve playoff şansımız halen devam ediyor. Elimizden geleni yapıp toparlanmaya çalışacağız.”

”Benim hedeflerim her zaman çok büyüktü. Çalışmayı çok seviyorum ve her gün bu hedeflerime ulaşabilmek için ekstra çalışmaya devam ediyorum. Bir oyuncu olarak, sonuçta Avrupa’daki en üst lig Euroleague ve benim de hedefim burada oynamak. Gelecek sezon ya da sonraki sezon ama sonunda Euroleague oyuncusu olmak istiyorum. Sonuçta Türkiye’de oynuyorum ve bu ligde de Euroleague’de oynayan iki takım var. Oyuncu olarak aslında bu konuda hepimiz çok şanslıyız. Hedefim dediğim gibi Euroleague’de oynamak, hayırlısı diyelim. Bunun için çok çalışıyorum.”

– Mesut Özil’le kaderimiz benziyor

Fenerbahçe’nin yeni transferi Mesut Özil’le birçok ortak noktası olan İsmet Akpınar’a bu konuyu da sorduk. İki oyuncu da Türk asıllı olarak Almanya Milli Takımı forması giydi. İsmet’e, Mesut’un gelişinde neler hissettiğini sorduk ve şu cevabı aldık:

”Mesut Özil’in Türkiye’ye gelişinde ben de aynı duyguları hissettim. Biraz dediğin gibi kaderimiz de benziyor. Hatta arkadaşlarım da aynı şeyi söyledi. İstanbul’a geldi ve artık ülkesinde Fenerbahçe’de oynamaya başlıyor. Bilmiyorum, belki ileride Mesut’la tanışma fırsatımız da olabilir, bu beni çok mutlu eder, çok sevinirim.”

Çocukluğundan beri abisi Mutlu Akpınar’ı örnek aldığını söyleyen İsmet, basketbolu tercih etme nedenini de şöyle anlattı:

”Avrupa’nın çoğu ülkesinde olduğu gibi futbol sonuçta bir numaralı spordur. Almanya’da da bu böyleydi. Ben de aslında futbol oynuyordum. Hafta sonları babamla birlikte abimin maçlarını izliyorduk. Babama, ileride ben de profesyonel sporcu olmak istiyorum dedim. Ben de abim gibi olmak istiyordum. Babam, ‘Bir branşı seç, sadece ona odaklan ve onu dört dörtlük’ yap deyince ben de basketbolu seçtim. Küçüklüğümden beri bu nedenle abim her zaman benim idolümdü.”

– En beğendiğim guard Sergio Rodriguez

Euroleague’i yakından takip eden oyuncuya en beğendiği oyuncuyu ve kariyerinde unutamadığı maçları sorduğumuzda ise şunları ifade etti:

”Euroleague’i çok yakından takip ediyorum. Hemen hemen her maçı izliyorum. Çok üst seviye oyuncular ve guardlar var. Ama benim en beğendiğim guard Sergio Rodriguez. Uzun yıllardır çok iyi ve çok akıllı bir oyuncu. Fiziksel olarak belki çok öne çıkan bir yapısı yok ama yetenekleri ve aklıyla çok şey yapıyor.”

”Eski takımım Beşiktaş’a karşı 31 sayıyla kariyer rekorumu kırmıştım, o maç bu açıdan özeldi diyebilirim. Alba Berlin’le Münih deplasmanında oynadığımız Almanya Kupası maçı vardı. Orada son saniye basketiyle maçı aldık. Kupayı kazanmıştık ve bu da kariyerim açısından unutumadığım maçlar arasında.”

– Sahadaki 40 dakika benim hayatım

Sadece Türkiye’de değil, Avrupa’nın birçok ülkesinde kazanma odaklı takımların gençlere bekledikleri süreleri veremediklerini söyleyen İsmet, bu konuda çok samimi açıklamalar yaptı ve şunları söyledi:

”Aslında bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Almanya’da ya da başka ülkelerde de üst seviye takımlar kazanmak için sahaya çıkıyorlar ve gençlere bu nedenle maalesef yeterince süre verilemiyor. Ama gençlerin de bazen bu duruma küsüp, bazı şeylerden kolay vazgeçmemesi gerekiyor. Oynamasan bile çalışmaya, kendine bir şeyler katmaya devam etmelisin. İdman her zaman senin için bir yatırımdır. Baskı sadece gençler üzerinde değil, 25 yaşındaki oyuncuda da, 30 yaşındaki oyuncuda da var. Bu her zaman olacak. Almanya ve Türkiye arasında gençlere bakış anlamında çok fark göremiyorum.”

”Sahadaki 40 dakika benim hayatım. Ben hayatımdaki her şeyi o 40 dakika için yapıyorum. Beslenmemden, özel hayatıma kadar her şeyi o 40 dakika için düzenliyorum. O 40 dakika içinde de %100’ümü vermek istiyorum. Enerjim, hırsım hepsi o 40 dakika için. Maç bitince normal İsmet’e geri dönüyorum, güleryüzlü ve pozitif enerjli.”

– Seyircili oynamayı çok özlüyorum

Seyircisiz maçların kendileri için özellikle ilk başlarda çok zor olduğunun altını çizen İsmet, hem bu konudaki sorumuza cevap verdi hem de Euroleague’deki Final Four adaylarını söyleyerek röportajı sonlandırdı:

”Yavaş yavaş insan alışıyor ama ilk başlarda çok zordu. Bazen üçlük atıyorsun, kritik maçlarda önemli bir sayı yapıyorsun ama seyircinin olmaması enerjini biraz düşürebiliyor. Bazen de bir pozisyon esnasında bağırmak istiyorum ama salonun boş olmasıyla hemen kendimi frenliyorum. Yine de buna alışmak zorunda kalıyorsun. Çünkü yine o üçlüğü atmak zorundasın, o savunmayı yapmak zorundasın, o enerjiyi bulmak zorundasın. Ama seyircili oynamayı gerçekten çok özlüyorum.”

”CSKA Moskova ve Barcelona bence kesin Final Four yaparlar diye düşünüyorum. Diğer ikili ise Anadolu Efes ve Fenerbahçe olur, inşallah.”

Röportaj: Kemal Erdem
kemalerdem83@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir