Orhun Ene: Düzende Bir Sıkıntı Olduğu Görülüyor

Uzun yıllardır çalıştırdığı Tofaş‘ta uyguladığı modelle takdir toplayan Türk basketbolunun önemli isimleri arasında yer alan Orhun Ene‘yle özel bir röportaj yaptık.

Oyunculuğu döneminde Türk basketboluna damga vuran isimlerin başında geliyordu Orhun Ene. Koçluğa adım attığında ise bu işi daha farklı yapacağının sinyallerini vermeye başlamıştı. Aceleci değildi, aksine hep uzun vadeli planlamalara inandı.

Ene’ye kariyeriyle ilgili birçok soru sorduk. Gündemdeki konularla ilgili de merak ettiğimiz düşüncelerini bizimle paylaşmasını istedik. Evde kaldığımız ve kalmaya devam etmemiz gereken bu süreçte elbette Ene’yle de mobil bağlantı üzerinden iletişime geçtik.

Lafı fazla uzatmadan Orhun Ene’yle yaptığımız röportaja geçelim.

Koçluk kariyerinin başlarında Bogdan Tanjevic’le çalışmasının kendisine ne gibi avantajlar sağladığını merak ediyorduk.

Ene, Tanjevic dönemini bize şöyle özetledi:

”Bizim oynadığımız dönemde, belki Anadolu Efes’i bir kenara ayırmamız lazım ama oyuncu olarak kulüp ve milli takım seviyesinde bir tecrübeye sahip olsak da, hedefler genelde Türkiye üzerine kuruluydu. Benim son dönemlerimde Avrupa kupalarında mücadele üst seviyeye çıkmaya başladı. Mücadele olarak Uluslararası anlamda basketbolu o zaman tanımaya başladık. Bizim çok değerli koçlarımız vardı elbette. Bogdan Tanjevic de çok değerli bir koçtu. Türkiye Milli Takımı’nda çalışmasıyla birlikte benim onun yanında asistan olarak başlamam bir ayrıcalıktı. Hem milli takımlar hem kulüpler düzeyinde birçok takımı buralara hazırlamış biriydi. Avrupa basketbolunun tam merkezinde olan bir koçla çalışmaya başlıyorsunuz. Doğru mesajlar alıp, doğru gözlemleme yaptığınız zaman oradaki başarının nasıl geldiği, onların bizden neyi farklı yaptığı, yani o süreç aslında bizim için hep soru işaretiydi daha önce. Bazı şeyleri biliyorduk ama içine girdiğiniz zaman bazı şeyleri bizden daha farklı yaptıklarını gördük. O süreç benim için çok büyük tecrübe oldu ve kariyerime de büyük katkı sağladı.”

Milli Takım Tecrübe Oldu

Ene’nin kariyerinde milli takım tecrübesi de bulunuyor. Zaman zaman acımasız eleştirilere de maruz kalmıştı. Orhun Ene için milli takım süreci olması gereken daha mı erkendi, yoksa şartlar mı onu bu noktaya getirdi.

Tecrübeli koç, bu konuyla ilgili sorumuzu şöyle cevapladı:

”Milli takım sürecinde şöyle bir durum vardı. O süreçte, ben o programın bir parçasıydım. Tüm ekiple birlikte o programı devam ettirebilmek için benim koç olmam gerekiyordu. Benim de çok fazla seçeneğim yoktu. Elbette bugünkü tecrübemden çok daha az bir tecrübeye sahiptim. Oyuncu yetiştirme, NBA’e oyuncu gönderme anlamda oyuncuları çok destekliyorduk ama şu da bir gerçek ki, o süreç Türk koçların çok da fazla desteklendiği bir süreç değildi. Bunu iki başlıkta özetleyebiliriz. Belki benim için erken bir süreçti. Buna katılıyorum. Ama o programın içinde çok uzun süreler bulundum. Tanjevic’in hastalığında da sadece benim değil, herkesin sorumlulukları paylaştığı bir dönem olmuştu. İkincisi ise bir turnuva üzerinden insanların çok çabuk bir değerlendirme yapmaması gerekiyordu. Sonrasında benim de kendi kararımla ayrılmayı doğru buldum. Sonuçta ne olursa olsun milli takımlarda başarı çok önemli. 2010’da final oynadıktan sonra, siz ne kadar uzun vadeli bir şeyler bekleseniz de, istenen sonuç alınmadığı zaman koçların kaderi bu. Dünyada bunun farklı örnekleri de var. Başarısızlıklar sonrası çok daha güçlü bir yapı kuran organizasyonlar da bulunabiliyor. O süreç herkes için bir hayat tecrübesi oldu. Benim de pozitif anlamda öğrendiğim ve çıkardığım çok dersler oldu.”

Oyuncuların Hata Yapma Kredisi Var

Dediğimiz gibi, Ene’nin oyunculuğu üst seviyedeydi. Acaba onun oyunculuk kariyeri, kendi pozisyonunda oynayan oyunculardan beklentisini arttırıyor mu? Koç Orhun Ene, oyuncu Orhun Ene’yle sorun yaşar mıydı?

Ene’nin cevapları şöyle oldu:

”Bazen çok beklentilerim oluyor ama hata yapan oyuncunun hatasını kabullenen bir karakterim var. Eğer o hata kötü niyetli değilse, o yanlışları kabul eden bir yapım var. Oyuncunun hiçbir zaman yaptığı hiçbir şeyden memnun olmayan bir yapıda değilim. Bir oyun kurucu olarak da, ‘Bu bana yeter, ben bu kadar yapayım.’ dönüşlerini de hiçbir zaman kabul etmiyorum. O anlamda belki onlara bir baskı kuruyor olabilirim. Benim takımımdaki bir oyuncunun belli düzeyde hata yapma kredisi var.”

”Koç Orhun Ene, oyuncu Orhun Ene’yle rahat çalışırdı. Tabii ki basketbol bizim dönemimize göre değişti. Koç Orhun Ene’nin de bu anlamda belli tavizleri vermesi gerekiyor. Oyuncu Orhun Ene’nin de belli tavizleri vermesi gerekiyor. Bizim dönemde oyuncuların, özellikle karar mekanizmasında olan oyuncuların ağırlığı çok daha fazlaydı. Bunun da doğruları ve yanlışları çok yaşandı. Yavaş yavaş bu işlerde, dünya basketbolunun da değişmesiyle, koçların etkisi artmaya başladı. Sonuçta şu görüldü, ikisi de denendi ve ikisinin de artıları/eksikleri ortaya çıktı. Bunun ortasını bulanlar, sorumlulukları iyi organize edenler verimli oluyor. İnsanlar, koçluğa başladıklarında oyunculuk dönemini çabuk unutuyorlar. Ben de oralarda hata yaptım ama sonrasında bunlardan tecrübe kazandım. Oyuncunun yeteneğini, tecrübesini bütün halinde ortaya çıkarmak istiyorsanız, oyuncuların kendi kararlarını alabilme özgürlüğünün olması lazım.”

Bu Sistemde Yıldız Yetiştirmek Zor

Günümüz basketbol ekonomisi oyuncuların gelişimini ne derece etkiliyor? Genç oyuncular, artık gelişimden ziyade kolay yoldan yüksek kontratlar mı hedefliyor? Neyi doğru, neyi yanlış yapıyoruz? Bonservis sistemi yeniden gündeme gelmeli mi?

Orhun Ene’ye kanayan yarayı sorduğumuzda ise bize şunları anlattı:

”Yüksek kontratlar bence gençlerin gelişimini sekteye uğratan faktörlerden biri. Maalesef basketbol bu tarafa doğru evrimleşti. Bana göre o noktada en büyük sorun, oyuncuların komple bir oyuncu olmasını engelliyor. İstatistikler üzerinden yaratılmaya çalışılan bir basketbol kariyeri var. Bir yerden sonra bu oyuncuyu otomatikleştiriyor. Sonuçla değil, kendi istatistikleriyle ilgilenen bir yapıya dönüşüyor. Bu istatistikler üzerinden oyuncunun alacağı para belirlenmeye başlıyor. Bu da aslında oyuncuları belli bir kalıba sokuyor ve risk almaktan kaçınıyorlar. Koçların da, oyuncu menajerlerinin de, ailelerin de mutlaka bu noktada hataları var. Daha donanımlı ve çok yönlü oyuncuların yetişmesini engelliyor bu durum. Eskiden insanların bu anlamda istatistik kaygısı yoktu. İstatistiklerin ötesinde maç kazanan bir oyuncu olmak fark yaratıyordu. Bizim dönemimizde bu böyleydi özellikle. Şimdi belli bir istatistiği yakalayan oyuncu daha değerli hale geldi. Ama sadece kontrat mı, değil. Başka faktörlerde mutlaka var. Çok az oyuncu farklı bir pencereden bakıp, kendi basketboluna zarar vermeden doğru bir model uygulayabiliyor.”

”Bu işin temelinde çok farklı şeyler var. Türkiye’de herkes altyapıyla ilgili çok güzel şeyler söylüyor. Teoride herkesin bakış açısının çok doğru olduğunu ve çok az yanlışının olduğunu görüyorsunuz. Pratikte bu gerçekleşmeye başladığı zaman sistem ve yapı bu anlamda gerçekçi bir misyonu üstlenmek isteyen kulüpleri bir yerden sonra hayal kırıklığına uğratıyor. Çünkü senin dediğin gibi, bunun geri dönüşü kulüpleri tatmin edecek düzeyde olmuyor. Bunun altında yatan temel faktörde basketbol Türkiye’de hala profesyonel anlamda gelirlerle beslenemiyor. Futboldaki gelirlerin zenginliği bir anlamda oyuncuların aldığı bonservis bedellerine de yansıyor. Altyapıdan oyuncu yetiştirme misyonundaki kulüpler bir yatırım yapıyor ama öbür taraftan yabancı sayısının bu kadar yüksek olduğu bir sistemde de, bir yandan su eklerken bir yandan da su kaçırmaya başlıyorsunuz. Çünkü istediğiniz modeli hiçbir zaman oturtamıyorsunuz.”

”Geçmişte bizim dönemimizde bonservis bedelleriyle ilgili bir düzenleme oldu ama bunları yapabilmeniz için belirli düzeyde bir geliriniz olması lazım. Şu an markette öyle bir değer yok. Burada sadece cesur ve doğru hamleler yapan kulüpler fark yaratabilir. Bu sistemi bana göre zorlayan en önemli faktör, oyuncuların erken karar verip, erken yoldan başarıya ve yüksek kontratlara gitme arzularıdır. Kulüplere zarar veren en önemli faktörlerden biri de bu. Bugün Türkiye’de altyapıdan çıkmış bir sürü oyuncu var. Kulüpler, bu oyuncuları markete koysa ve belli bir bonservis bedeli uygulusa, alabilecek kaç takım var. Bir iki kulüp dışında ben alabilecek takım göremiyorum. Oyuncuların da bu anlamda değeri yok. Bu oyuncuları kendi kulüplerimizde oynatmaya ikna etmemiz lazım. Oyuncuların da bunu düşünmesi lazım. Çünkü gittikleri yerde o kadar yabancı arasında istedikleri süreyi ve rolü alamıyorlar. Bunlar insanların iyi niyetleriyle, akıllı ve duyarlı davranmalarıyla çözülecek şeyler. Ama bunları her zaman oyunculardan, oyuncu menajerlerinden ve ailelerden beklemek de biraz hayalcilik olur. Bu sistem, bu şekilde devam ettiği sürece üst seviye yıldız yetiştirmekte zorlanırız.”

Düzende Bir Sıkıntı Olduğu Görülüyor

Yabancı sınırı her zaman gündemdeki tazeliğini koruyor. Şu bir gerçek, ne karar alınırsa alınsın daha çok tartışılacak bu konu.

Yabancıyı sınırlandırmak yerli pazarının fiyatını yükseltir mi? Eğer bu böyle olacaksa ekonomik anlamda bunun faydadan çok zararı olmaz mı? Avrupa’da başarı için yabancı serbestliği şart mı?

Herkesin sorduğu soruları derledik ve başarılı koça sorduk. Ene, bu konu hakkında da şunları söyledi:

”Türkiye’de şöyle bir sıkıntı var, aslında bence Avrupa’da da doğru bir model yok. Real Madrid, Euroleague şampiyonu olduğu zaman sezon sonunda yine zarar ediyor. 20 milyon euroya yakın zarar edildiğini söylüyor kulüpler finansal olarak. Demek ki bu sistemde bir sıkıntı var. Türkiye’de 2-3 milyon euroluk yerli oyuncu çok az olmuştur. Bana göre, Türk oyuncunun pazarını yüksek olmasın diye yabancıyı serbest bırakmak çözüm değil. Ne hak etmeyen yerlinin ne de yabancının piyasası çok olsun. Bugün ligdeki bütün yabancıları bir yazalım. Aldıkları oarayı hak eden kaç oyuncu vardır. Ben dahil herkes, yabancıya verdiğimiz her kuruşu hak ediyor diyebilir miyiz?”

”Türk oyuncuların pazarını düşürmek ve Avrupa’da başarı için yabancı serbestliğini isteyenleri bir noktada anlıyorum. Ama 2-3 sene sonra biz bunu sürdüremiyoruz, küçülmemiz lazım diyorlarsa o zaman bir yerde yanlış yapmışlar demektir. Bu sistemin de işlemediğinin bir göstergesidir. Geçmişte çok büyük paralar harcayan kulüpler var. Şu an bu paraları harcamayamıyorlar. Bunun sebebi de harcadıkları paranın karşılığını alamamalarından kaynaklanıyor. Benim çalıştığım kulüp dahil olmak üzere. Bazı kulüpler yanlış yapıyor demiyorum, hepimiz dahiliz buna. Mükemmel organizasyonu yaratmak yöneticilik becerisidir ve bunu hep beraber yaparsınız. Yapamıyorsanız, hep beraber başarısız olmuşsunuz demektir.”

”Astronomik rakamlarla gelen yabancılar, bu ülke basketbolunun ekonomik olarak sağlıklı gidişini engelleyecekse, bunlardan kaçınmak lazım. Türk oyuncuların daha çok sorumluluk aldığı, kaliteli yerli oyuncu ve belli kurallarla dönen akıllı ve sağlıklı bir yapı bana göre işler. Ama biri, çılgın bir transferle marketin dengesini bozarsa ve bu yarışa da herkes ortak girmeye başlarsa, o zaman bu iş elbette olmaz. Kulüplerin olaya bakış açısını ve mantelitesini gözden geçirmesi lazım. Paralarının daha değerli olması lazım. Yetiştirilen oyunculara ve sisteme daha fazla sahip çıkması lazım. Bütün herkes ortak hareket etmeli, bunun örnekleri de var. Almanya ve Fransa gibi. Oralarda bir şekilde bunu kontrol altına alıyorlar. Bizdeki kadar uç rakamların ve gençlerin çıkışlarının da olduğunu düşünmüyorum. Net bir rakam bilmiyorum ama 1 milyon euroluk Alman oyuncu olduğunu da sanmıyorum. Bu kontrol edebilen organizasyonlar ve düzenler var. Yabancı sayısı az olursa yerlilerin fiyatları çok yükselecek bakış açısı da doğru değil.”

Herkesin Elinde Mutlaka Fırsat Geliyor

Gerçekten Sırplar, denildiği gibi Türklerden daha mı çok gelişime açık? Onların genlerinde mi bu çalışkanlık var? Bizde bir kolaycılık oluyor mu? Adriyatik Ligi’nde bir takım kursak bunun bize nasıl faydası olur?

Ene’nin yine gündemde sürekli tartışılan konulara bakış açısı ise şöyle:

”Türkler ve Sırplar üzerinden bir genelleme yapmak istemiyorum ama yerli oyuncuların da çıkarması gereken çok dersler var. Türk basketbolunda da üst seviyede çok yatırım yapılmış birçok oyuncu var. Bunun genle bir alakası yok. İnsanların hedefleriyle alakalı. Daha çok çalışmaları ve daha yüksek hedefler koymaları gerekiyor. Profesonel oluyorsanız, profesyonelliğin gereği bu zaten. Eğer gerçekten üst düzey bir oyuncu olmak istiyorsanız zaten çok farklı özellikleri barındırmanız gerekiyor. Bunun çözümü birebir insanların içinde. Oyuncuların da birçok ülkedekiler gibi çalıştıklarını görüyorum ama sorun şurada, sahaya girdiğinde bu sadece koçların yerli-yabancı olarak oyunculara bakışından kaynaklanmıyor. Herkesin eline fark yaratacak imkan ve şans bir yerde geliyor.”

”Bizler de az sayıda yabancıyla oynarken şöyle bir sorunla karşılaşıyorduk. Bizim önümüzde de çok fazla veteran oyuncu oluyordu. Bir yabancı almasa da, veteran bir oyuncu sizin pozisyonunu alıyordu. 30-35 dakika oyunda kalan oyuncular oluyordu. Bizim de önümüzde 5 dakika süre alabildiğimiz maçlar oluyordu. Yani o zamanlar da buna benzer şeyler oluyordu. Herkesin eline bir yerde mutlaka şans geliyor. Kendi basketbolunu bir noktaya getirmek yine senin kendi elinde. Bizim dönemimizde bu kadar dünyaya açılmamıştı Türk basketbolu. Şu an alternatif ve oynanacak yer çok. Bugün Türkiye’de koçların üzerinde yerli ve genç oyuncu oynatma baskısı var. Eskiden böyle bir şey yoktu. Kimsenin genç oyuncu oynatma derdi yoktu. Türk oyuncuların da özeleştirilerini yapmaları lazım. Haftada bir Avrupa maçı oynayan bir yerli için market uçsuz bucaksız. Her yerde kendilerini gösterme fırsatı var. Bizim zamanımızda çoğu zaman sadece milli maçlarda kendini dışa gösterme fırsatın oluyordu.”

”Adriyatik Ligi’nde takım kurmak dahil bu tip projelerin mutlaka bir faydası olur. Faydasız olur diye bir şey söylemem. Ama herkes gidip orada oynayamaz sonuçta. Oyuncuların da zaten bu tip desteklerle, böyle yollarla önünüdeki engeller kaldırılmaya çalışıyor. Elbette kaldırılsın. Oyunculara tabii ki pozitif ayrımcılık uygulansın. Ama oyuncular da bu işin mücadelesini vermek için bir bakıma çözümü kendileri de bulmak zorunda. Biz bunu kendi çocuklarımızı yetiştirmek için de yapıyoruz. Bir yaştan sonra çocuklar gerçek hayatla tanıştıklarında, onlara bu anlamda pozitif bir ayrımcılık olmayacak. Bu iş sadece istediği ortamda, istediği gibi oynasın ve öyle gelişsin demekle olmaz. Euroleague hedefi varsa bir oyuncunun, Euroleague takımının altyapısında o mücadeleye de girerek yetişmeli. Bugün üst seviyedeki birçok oyuncu, bu mücadelelerden geçerek geldiler. Herkese de bu rahatlık sağlanmıyor.”

Tofaş’ta Doğru Bir Model Ortaya Koyduk

Orhun Ene, geldiği günle bugünü kıyasladığında Tofaş’ta hedeflerinin ne kadarını gerçekleştirdi?

Ene’nin gözünden Tofaş dönemi:

”Bu göreceli bir kavram. Hedeflediğimiz noktaya geldik, bunu başardık, yapacağımızı yaptık, bunu kullandığın gün zaten çok çabuk tatmin olursun. Bana göre en tehlikeli durumlardan biri bu basketbolda. Elinde kazanılmış, fark yaratacak bir şey olmadığı sürece bu söylem çok tehlikeli olabiliyor. Biz organizasyon ve kulüp olarak büyük bir vizyon ortaya koyduk. Bu sadece benim Tofaş’a gelmemle olmadı. Orada çalışan herkesin büyük katkısı var. Benim adıma en büyük mutluluk, bir insan çok az yerde böyle uzun bir projede çalışma fırsatı buluyor. Çevresiyle anlaşması ve o anlamda saygı görmesi kolay bir şey değil. Belli bir sonuç ve başarı alınmadığında bu saygı, saygısızlık anlamında değil ama size o krediyi tanımıyorlar. Bu işe başladığımızdan geldiğimiz noktada, kulüp ve ülke şartlarında, sürdürülebilir bir şey uyguladık. Biz hep ayırdığımız paranın altında harcamalarla bu işleri yaptık. Burada tecrübemizi ve birikimlerimizi ortaya koyduk. Parasını her zaman zamanında ödeyen, oyuncuların bütün ihtiyaçlarına anında cevap veren ve oyuncusunu mutlu eden bir yapı kurduk.

”Yabancı seçimlerinde, kendi bütçemizin el verdiği kadarıyla doğru seçimleri yapmaya çalıştık. Bazen hata yaptık ama çoğu zaman doğru kararlar verdik. Türk oyuncuları bir an önce fark yaratacak düzeye getirdik. Ben zaten Türkiye’de model uygulayabilecek bir organizasyonun parçası olmak istiyordum. Geçmişte de Tofaş’ın çok değerli bir kulüp olduğunu biliyordum. Ama baz kulüpler yön bulmakta zorlanıyorlar. Çünkü Türkiye’de kolay değil bu işler. Biz bunun yanında sportif başarı da yakaladığımız için güzel bir model oluştu. Ama daha iyisi de yapılabilir, bu en iyisidir demiyorum. Başkası çıkıp daha iyisini de yapabilir. Ben baştan bir projeye başlasam daha iyisini yapabilirim. Benim için en önemli şey, Bursa’da basketboldan keyif alan ve salonu dolduran insanları gördük. A takım yeniden izlenirliliğini kazanınca, bu altyapıya da katkı sağladı. Burası tekrar insanların oynamak isteyeceği bir lokomotif haline geldi. Bütüne baktığım zaman bunun bana vermiş olduğu bir mutluluk var.”

”Türkiye Kupası’nda ve Türkiye Ligi’nde oynadığımız birer final var. Eurocup’ta bu sene son 8’e kaldık. İkinci ligden çıkıp kısa sürede buralara gelmemiz de benim için değerli şeyler. Bu kulübün geçmişinde şampiyonluklar var. Böyle bir başarı aldığımız gün bizim için gerçekten önemli bir başarı olur. Makul paralarla, makul bütçelerle hem oyuncu yetiştiren hem de oyuncusunu oynatan bir kulüp oldu. Biz bu hedefin peşinden koştuk ve ben bu hedefin yakalandığını düşünüyorum.”

Euroleague Hedefi Bizim İçin Gerçekçi Olmaz

Eurocup’ta son 8’e kalan Tofaş, organizasyon devam etseydi final adaylarından biriydi. Eurocup şampiyonu olarak Euroleague’e gitme gibi bir hedefleri var mıydı? Kariyerinde unutamadığı ve en üzüldüğü maçlar hangisiydi? Fenerbahçe’ye karşı final serisinde erken pes etme durumu oldu mu, takım üzerindeki psikoloji nasıldı?

İşte Orhun Ene’nin konu hakkındaki değerlendirmeleri:

”Karar verici elbette kulüp ama benim kişisel düşüncem bu konuda şöyle, biz Euroleague’de oynayabilecek bütçeleri olan bir takım değiliz. Biz iyi bir Eurocup takımı olabiliriz ama Euroleague’de bütçeler çok farklı. Bu, Partizan gibi 10-15 milyon euroluk bütçeleri olan kulüplerin rahatlıkla söyleyebileceği şeyler. Biz şunu gördük, Partizan’la hem içerde hem dışarda oynadık. Onlar, ülke kültürüyle de Eurocup’ta iddialı bir takım olabilirler ama basketbol olarak onlardan bir farkımız olmadığını da anladık. Biz, her takım kadar şansımız olduğunu gördük. Ancak Eurocup şampiyonu olup, Euroleague’e gidelim gibi bir hedefte olmadık. Valencia gibi takımların bu hedefleri oldu ve bunu da gerçekleştirdiler. Ekonomik anlamda bunun ağırlığını kaldırabilecek düzeyde oldular. Ama Euroleague bütçelerini kaldıramayacak kulüplerin, büyük bir borçla geriye dönmesinin de mantığı yok.”

”Elbette Eurolegue ya da Avrupa hedefim var ama bu fırsatlarla ilgili bir şey. Ben basketbol sahasında koçluk yapmayı, takım kurmayı, takımla beraber bir sistem oluşturmayı ve bunun sonucunda da mücadele eden bir takım yaratmayı seviyorum. Hiçbir zaman da belli seviyede olsun, bunun altında olmasın diye de bakmadım. Kariyerimde ikinci ligde de koçluk yaptım, playoff mücadelesi veren takımlarda da yaptım. Sonrasında final oynayabilecek bir takımda da yaptım. Elbette iyi bir ligde, iyi bir organizasyonda bunu yaşamak isterim ama şartlar neyi gösterir bunu bilemiyorum. İnsanlar, her zaman ulaşabileceği en üst noktaya ulaşmayı hayal ediyor. Ama buna ulaşamıyorsam, burada mutlu olabileceğim ve bir şeyler yapabileceğim bir sürü seviye var.”

”Banvit’te çalışırken oynadığımız Türkiye Kupası finali vardı. 17 sayı gerideydik, 17-0’lık bir seri yakaladığımız Galatasaray maçı vardı. Uzatmaya giden maçtır. Geçmişten bugüne geldiğimizde yine Türkiye Kupası’nda Tofaş’la final oynadığımız sene, çok iyi bir süreç geçirdik. Anadolu Efes’le final maçını kötü oynadık. Kupa alabileceğimiz bu iki süreçteki maçlar beni üzmüştür. Bizim için bu tip kupalar, çok değerli kupalardır. Eurocup’ta geçen sene oynadığımız Alba Berlin maçı da var. Bir tane ribaunt alamadığımız için uzatmaya giden ve sonra kaybettiğimiz maç. O maç nedeniyle de gruptan çıkamamıştık. Bunları sayabilirim.”

”Favori olmayan ve kadro olarak daha kısıtlı olan takımların yaşadığı en büyük sıkıntı bu. Playoff, en güçlü takımların ortaya çıkmasına olanak sağlayan ve süreç içinde zorlayıcı bir sistem. O sezon bizim kadromuz da sınırlıydı. Morgan sakatlanmıştı, 2 maç oynamadı. Crocker oynayamadı. Fenerbahçe serisi başlamadan önce, biz bu seriyi kazanamayız gibi bir his olmadı. Ama Fenerbahçe o sezon çok formdaydı ve o sene oynadıkları basketbolda büyük fark yaratıyordu. Dört maçın kazanıldığı bir seri üzerinden, oyuncuların psikolojisi de kolay değil tabii. Kazandıkları güçleniyorsunuz ve kaybettikçe düşüyorsunuz. Dünya basketbolunda da bu böyle. Kulüpler arasında bir güç farkı var. Bunu kapatabilecek faktörler olması lazım. Sağlıklı kalacaksınız, müthiş bir iç saha baskısı yaratacaksınız, anca bu tip şeylerle mücadelede kalabilirsiniz. Ama bunlar da kolay değil.”

Röportaj: Kemal Erdem
kemalerdem83@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir